TÜSİAD'dan “Sosyal ve Duygusal Öğrenme Becerileri” raporu

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski “Sosyal duygusal becerileri güçlü olarak yetiştirilmiş yeni kuşakların, işteki ağırlığı arttıkça hem kurum kültüründe kendilerinden bir parça bulmaları hem de bu kültürü geliştirmeleri kolaylaşacaktır” dedi.

TÜSİAD'dan “Sosyal ve Duygusal Öğrenme Becerileri” raporu

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski “Sosyal duygusal becerileri güçlü olarak yetiştirilmiş yeni kuşakların, işteki ağırlığı arttıkça hem kurum kültüründe kendilerinden bir parça bulmaları hem de bu kültürü geliştirmeleri kolaylaşacaktır” dedi.

TÜSİAD'dan “Sosyal ve Duygusal Öğrenme Becerileri” raporu
06 Kasım 2019 - 10:32

TÜSİAD tarafından hazırlanan “Sosyal ve Duygusal Öğrenme Becerileri: Yeni Sanayi Devriminin Eşiğinde İş ve Yaşam Yetkinliklerinin Anahtarı” başlıklı raporun tanıtımı İstanbul'da gerçekleştirildi.

Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaslowski, eğitimin insan kaynağının niteliğini belirleyen en önemli konu ve aynı zamanda ekonomik ve sosyal kalkınmanın taşıyıcı gücü olduğunu vurguladı.

Kaslowski, nitelikli eğitimin dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için belirlenen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin de çok önemli bir parçası olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Eğitimin hem nitelikli hem de kapsayıcı olabilmesi toplumlarda eşitsizliklerin giderilmesine, yoksulluğun önlenmesine ve cinsiyet eşitliğine de çok büyük katkı sağlayacak. Eğitimin ülkemizin en önemli meselesi olduğunu hep vurguluyoruz. Çünkü kadın-erkek her bireyin erken çocukluktan yükseköğretime kadar kaliteli eğitime erişmesi, daha iyi işlere, daha sağlıklı ve sürdürülebilir yaşamlara kavuşmasının da anahtarıdır. İyi eğitim olmadan verimli ve yüksek katma değer yaratan bir ekonomi olmamız da imkansızdır. Teknoloji ve dijitalleşmede yaşanan gelişmeler günlük yaşamımızın yanında çalışma hayatını, iş yapış biçimlerini ve sektörleri kökten değiştiriyor. Dördüncü Sanayi Devrimi olarak adlandırılan bu yeni evrede Türkiye’nin küresel rekabet gücünü geliştirmesi eğitimden teknolojiye, inovasyon ekosisteminden girişimciliğe kadar pek çok alanda atılım yapmayı gerektiriyor.”

TÜSİAD olarak Dördüncü Sanayi Devrimi'ni salt ekonomik ya da teknolojik boyutlarıyla değil, sosyal boyutu da içeren bir yaklaşımla ele aldıklarını aktaran Kaslowski, “Dijital dönüşümün merkezinde insan olduğunu hep vurguluyoruz. Meslekler ve işler giderek daha fazla beceri gerektiriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun bir çalışmasına göre, günümüzde ilkokula başlayan öğrencilerin yüzde 65’i şu anda var olmayan mesleklerde çalışacaklar. 2015 ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de iş hayatı için gerekli görülen temel becerilerin yüzde 41’i 2020 itibarıyla değişmiş olacak. Bu değişken koşullarda insanın öğrenmeyi öğrenmesinin, yaratıcı düşünme ve adaptasyon yeteneğinin hiç olmadığı kadar önem taşıyacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.

“SOSYAL VE DUYGUSAL BECERİLER GİDEREK ÖNEM KAZANIYOR”

Simone Kaslowski, dijital dönüşümün Türkiye için bir fırsat yaratabilmesi için farklı yetkinlikler ve becerilerle donatılmış insan kaynağına duyulan ihtiyacın had safhada olduğuna işaret ederek, “Teknik bilgi kazanımının yanı sıra gelişmeye açıklık, öz yönetim, yaratıcılık, sorumlu karar alma, iletişim ve ilişki kurabilme gibi sosyal ve duygusal beceriler giderek önem kazanıyor.” dedi.

İnsan kaynağı yetkinliklerini tartışırken sadece bilişsel becerilere ve dijital yetkinliklere vurgu yapmanın eksik bir yaklaşım olacağını vurgulayan Kaslowski, robotların insanın elinden alamayacağı işlerin, güçlü sosyal ve duygusal beceriler gerektiren işler olacağını, bu nedenle, eğitimle ilgili çalışmalarda bir yenilik olarak, sosyal duygusal öğrenme becerileri konusunu TÜSİAD gündemine aldıklarını aktardı.

Kaslowski, bu konunun uluslararası platformda da ele alındığına işaret ederek, “OECD, sosyal ve duygusal beceriler ile ilgili bir araştırma yürütüyor. Bu araştırmanın kapsamında ülkemiz de var. Gelecek yıl OECD’nin sosyal duygusal beceriler çalışmasının sonuçları açıklandığında, tıpkı PISA çalışmasında olduğu gibi, ülkemizin durumunu diğer ülkelerle birlikte değerlendirme şansımız olacak.” diye konuştu.

Hangi meslek grubunda olursa olsun, yaratıcı ve esnek çözümler ortaya koyabilmenin, iyi iletişim ve sorun çözme becerilerine sahip olmanın her zaman aranan ve avantaj sağlayan özellikler olduğunu belirten Kaslowski, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İş yaşamının hızı bizi artık çevik yönetim yaklaşımı ile tanıştırdı. Hiyerarşiden uzak, kendini yönetebilen takımlar, sürekli öğrenme ortamı, iç ve dış paydaşlarla yoğun bir iş birliği içeren bir çalışma kültürü yerleşmekte. Bu çalışma kültürü aynı zamanda çeşitliliğe de dayanıyor. Farklı yaş grubu, cinsiyet, kültür, ırk, din ve dillerden insanlar aynı mekanda veya dünyanın farklı noktalarından dijital ortamlarda bir araya gelerek çalışmak durumunda. Küresel bir dünyada günümüzün ve geleceğin başarılı insanını, farklılıkları yadırgamayan, empati yapabilen, yerel ve küresel meselelerle baş edebilen, bedenen ve ruhen sağlıklı insan olarak tariflemek mümkün.”

“YENİ KUŞAKLARIN ÇALIŞMA YAŞAMINA GİRMESİ DE ÖNEMLİ BİR DÖNÜŞÜM YARATTI”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaslowski, yeni kuşakların taptaze enerjileriyle çalışma yaşamına girmesinin de önemli bir dönüşüm yarattığını ifade ederek, “Sosyal duygusal becerileri güçlü olarak yetiştirilmiş yeni kuşakların işteki ağırlığı arttıkça hem kurum kültüründe kendilerinden bir parça bulmaları hem de bu kültürü geliştirmeleri kolaylaşacaktır. Çalışanların sosyal duygusal gelişimlerini destekleyen programlara yatırım yapılması da bu sürece katkı sağlayacaktır.” dedi.

Sosyal farkındalık, duygudaşlık ve sorumlu karar alma becerilerine sahip bireylerin toplum hayatında da olumlu fark yarattığını aktaran Kaslowski, “Öyle ki, birbirine yumruk sıkan değil, elini ve gönlünü açan bireylerin oluşturduğu bir toplumun, diyalog ve karşılıklı anlayış prensibi üzerine inşa edilmiş olacağını varsaymak mümkündür. Dünyanın içinde bulunduğu bu türbülanslı dönemde sosyal ve duygusal beceriler huzurlu ve mutlu bir topluma ulaşmanın da en büyük kolaylaştırıcısı olacaktır.” dedi.

Kaslowski, sosyal ve duygusal öğrenme becerilerinin, okul öncesinden üniversiteye kadar ve tüm yaşam boyunca bireylere kazandırılacak şekilde, örgün ve yaygın eğitimin ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Ailelerin çocuklarının eğitimine ne kadar duyarlı olduğunu bildiklerini belirten Kaslowski, “Ailelerin de bilinçlendirilmesi ve sosyal duygusal gelişimin okul öncesi eğitimle desteklenmesi çok önemlidir. Eğitimin tüm aşamalarında kamu-özel-akademi-sivil toplum iş birliklerinin mutlaka daha etkin şekilde hayata geçirilmesi de gereklidir.” değerlendirmesinde bulundu.

“EĞİTİM, BİR ÜLKENİN GELECEĞİNİN TEMİNATIDIR”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sosyal Politikalar Yuvarlak Masası Lideri Nüket Küçükel ise yeni üretim modellerinin artık insanlar ve birbiriyle iletişim halindeki gelişmiş makineler etrafında şekillendiğini, yeni nesilleri şimdiden öngörülemediği bir dünyaya ve sürekli değişime hazırlamanın tüm dünyanın baş etmeye çalıştığı bir mesele olduğunu söyledi.

Bu noktada eğitim sistemlerine çok önemli bir rol düştüğünü ifade eden Küçükel, şunları söyledi:

“Eğitim, hepimizin bildiği gibi, bir ülkenin geleceğinin teminatıdır. Çocuklarımızın, gençlerimizin nitelikli eğitim almasını sağlamamız, hem kendi potansiyellerini gerçekleştirmeleri hem de ülkemizin büyüme ve refah hedeflerine ulaşabilmesi için elzemdir. Teknoloji geliştikçe insan, üretimde fiziksel gücü yerine zihinsel potansiyelini kullanacak şekilde ön plana çıkıyor. Bu potansiyeli doğumdan itibaren önce ailede, sonra okulda, daha sonra iş yerlerinde ve yaşam boyunca desteklemeyi başaracak bir ekosistemi oluşturabilmeliyiz.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, dijitalleşmenin de etkisiyle özellikle bilişsel becerilerin desteklenmesine odaklandı. Öte yandan, insanın düşünce, duygu ve davranışlarını yönetebilmesine işaret eden sosyal ve duygusal becerilerin önemi de 21. yüzyıl becerileri kapsamında ön plana çıkıyor. Çeşitli araştırmaların ortaya koyduğu gibi, sosyal ve duygusal becerilere sahip insanlar, özel, okul ve iş hayatlarında başarılı, huzurlu ve mutlu olabiliyor. İyi olma halleri ve yaşam kaliteleri gelişen kişiler, daha üretken ve yaratıcı olma şansına da sahip oluyor.”

Küçükel, iş dünyası açısından da sosyal ve duygusal becerilerin öneminin yadsınamadığını belirterek, “ASPEN Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her 10 işverenden 8’i sosyal ve duygusal becerilerin organizasyonları başarıya götüren en önemli, aynı zamanda adaylarda bulunması en zor yetkinlikler olduğunu belirtiyor. Bu açılardan bakıldığında, eğitim sistemimizin hem bilişsel hem de sosyal duygusal becerileri güçlü nesiller yetiştirmesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konu.” şeklinde konuştu.

YORUMLAR

  • 0 Yorum