Üretip ulaştırmazsan başka kültür dayatılır

‘Yeni Normalde Gençlik, Kültür ve Sanat’ başlıklı söyleşide SUBÜ Konuşmaları’nın 9. konuşmacısı olan İsmail Kılıçarslan, “Kültür kasıtsız bir üretim biçimidir. Kasıtla kültür üretilmez. Ama kültürel üretim kasıtla etkilenebilir. Sen üretmez ve bunu topluma ulaştıramazsan bir başka toplum gelir ve kendi ürettiğini sana dayatır” dedi.

Üretip ulaştırmazsan başka kültür dayatılır

‘Yeni Normalde Gençlik, Kültür ve Sanat’ başlıklı söyleşide SUBÜ Konuşmaları’nın 9. konuşmacısı olan İsmail Kılıçarslan, “Kültür kasıtsız bir üretim biçimidir. Kasıtla kültür üretilmez. Ama kültürel üretim kasıtla etkilenebilir. Sen üretmez ve bunu topluma ulaştıramazsan bir başka toplum gelir ve kendi ürettiğini sana dayatır” dedi.

Üretip ulaştırmazsan başka kültür dayatılır
Editor: admin
29 Nisan 2021 - 15:40



Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın 9.
konuşmacısı ‘Yeni Normalde Gençlik, Kültür ve Sanat’ başlıklı söyleşiyle şair, yazar ve gazeteci İsmail
Kılıçarslan oldu. Moderatörlüğünü SUBÜ Sakarya MYO Gazetecilik ve Habercilik Bölümü Başkanı
Öğr. Gör. Zülfikar Özçelik’in gerçekleştirdiği söyleşide; yeni normal kavramı, pandemi ve sonrası
süreçte gençlerin iş bulmasında bireysel eğitimin önemi ve kültür endüstri, kültür emperyalizmi ve
kültürel iktidar gibi kavramlar üzerinde duruldu.

Tek bir normal vardır

Yeni normal kavramının duyduğundan beri tüylerini diken diken eden bir kavram olduğunu söyleyerek
söyleşiye başlayan şair, yazar ve gazeteci İsmail Kılıçarslan, “Çünkü bu hali normal olarak kabul
etmemiz bir tarafa, yeni normal olarak isimlendirmemiz eskiden yaşadığımız hayatın da normal bir
hayat olduğunu önceliyor. İnsanın alışageldiği yaşama biçimlerini her dönemde normal kabul edersek
insanın sürekli kendisine göre bir normal belirlediğini de kabul etmek zorunda kalırız. Oysa bütün
normaller bir tanedir. Tek bir normal vardır. Ona yaklaştığımız ya da uzaklaştığımız ölçüde hayatımızı
normal ya da anormal olarak adlandırabiliriz. Eski normalde normal kabul ettiğimiz şeyler arasında
insanın fıtratının ve doğasının asla kabul etmeyeceği şeyler de vardı. Ama bu pandemi geldi ve eskiden
bizim normal kabul ettiğimiz şeylerin tamamını normalleştirdi. Sanki önceden yaşadığımız hayat
normalmiş de şimdi yaşadığımız hayat yeni normalmiş gibi oldu” diye konuştu.

Evde olmak yeni normale ait değil

İlk süreçte neredeyse 90 gün civarında bir tam kapanma dönemi yaşandığını hatırlatan Kılıçarslan, “Bu
süreçte derhal ‘biz evde ne yapıyorduk?’ dedik. Eski normalde evlerimiz modern insan için kendi
zevkine göre dizayn edilen bir otel gibiydi. Az önceki sorudan çok kısa bir süre sonra evde ekmek
yapmayı hatırladık ve bunu büyük bir marifetmiş gibi sosyal medya hesaplarımızdan yayınladık. Oysa
insanın en temel normali evin zamanına uygun şekilde var olmaktır. İnsan ekmeğini belki son 200 yıl
hariç evde yaptı. Yani evde ekmek yapmak ya da evde var olmak yeni normale ait bir şey değil. Eski
normale ait şeyler. İletişim 2020-2021 yıllarında insanlık tarihinde olmadığı kadar geriledi. Hiyeroglifle,
dumanla, sümer yazıtlarıyla yazışan insanlar bu dilleri biliyorlarsa ne manaya geldiklerini de anlıyorlar.
O dil iletişimin teminatı. Bugün ise dili biliyor olmak iletişimde kaldığımız manasına gelmiyor çünkü
dil bilmek iletişimin çeşitlenmesinden hareketle bizatihi tuzağın kendisine dönüşüyor. Bir şey
söylediğimizde muhatabımız mutlaka senin var oluşunla ve kim olduğunla ilgileniyor ve dili inkâr
ediyor. Böylelikle ortada bir iletişim kalmıyor.”

İnsan sadece kendisi için öğrenir

Pandemi sürecinde motivasyonunu kaybeden insanların tuhaf bir dünyaya katılmış olacaklarını belirten
Kılıçarslan, “Hedefini ve amacını kaybetmiş olacaklar. Eğitim-öğretim meselesi insan neyin eğitimini
aldığını ve neyi öğrendiğini biliyorsa ölene kadar sürdürdüğü bir şeydir. İnsan çok parlak bir iş bulmak
için eğitim-öğretim çabasına girişmez ancak bu çaba ona zaten parlak bir iş sağlar. Bizim ofisimizde
ağırlıklı olarak gençlerden oluşan çok kabiliyetli 12-13 insanla çalışıyoruz. Ben bu insanlarla
diplomaları için çalışmıyorum. Niğde Üniversitesi’nden mezun olmuş arkadaşımız da var Boğaziçi
Üniversitesi’nden mezun olmuş arkadaşımız da hatta lise mezunu arkadaşımız da var. Benimle iş
görüşmesi yaptıklarında kendilerini nasıl eğittiklerini ve kendilerine neler öğrettiklerini hesaba kattım.
İnsan sadece kendisi için eğitim alır ve öğrenir. Bunun sonrasında iş ve güç nasip işidir. Ben ilahiyat
eğitimi almış bir insan olarak meslek hayatımın ilk ciddi iş teklifini Kanal 7’den almıştım. Metin yazarı
olmamı istiyorlardı. Çünkü dergilerde şiirlerim, öykülerim yayınlanıyordu. Yani kendim için
öğrendiğim bu kabiliyetlerim meslek hayatımın başlangıcını teşkil etti” ifadelerini kullandı.

Kültür bir birikimdir

Kültürün bir toplumun toplumsal devamlılığını sağlayan üretim biçimliliğinin tamamı olduğunu
vurgulayan Kılıçarslan, “Örneğin cenaze ya da düğün kültürümüz bizim toplumsal devamlılığımızı
kasıtsız olarak sağlar. Bunun için emek sarf etmemiz gerekmez. Toplum olarak elde ettiğimiz bir
birikimdir. Kültür kasıtsız bir üretim biçimidir. Kasıtla kültür üretilmez. Ama kültürel üretim kasıtla
etkilenebilir. Kültür üretilen ama aynı zamanda tüketilen de bir şey. Kitap, film, dizi, müzik, plastik
sanat, moda ve dijital kültür üretimi dünyanın en önemli endüstrileri arasında. Bunlar kültür endüstrisi
kavramına giriyor. Endüstri varsa üreten de tüketim de ve tüketen tarafa bir şey satma isteği de vardır.
Kültür emperyalizmi kavramı 20. yüzyıl boyunca özellikle sol aydınlar tarafından çokça tartışıldı. Daha
sonra dünyanın mazlum coğrafyalarında tartışma konusu haline geldi. Kendine mahsus kültürü başka
toplumlara çeşitli yöntemlerle empoze ederek o toplumların kültürünü ortadan kaldırmaya yönelik atılan
her adım bu kavramın içine giriyor. Mesela bir ülkede kendi sinema filmlerinden daha çok başka
ülkenin ürettiği sinema filmleri yaygınsa ve izleniyorsa orada bir kültür empozesinden söz edebiliriz.
Sen üretmez ve bunu topluma ulaştıramazsan bir başka toplum gelir ve kendi ürettiğini sana dayatır.
Böylelikle kendi yediğini, içtiğini, dinlediğini, giydiğini ve okuduğunu sana da giydirtmeye,
yedirtmeye, içirmeye ve okutmaya başlar.”

Benzerlikler kapitalizmin hoşuna gider

Kültürel iktidar kavramına da değinen Kılıçarslan, “Bu kavram 1950’ler 1960’lar boyunca önemli
entelektüeller tarafından tartışıldı. Seçimle, sandıkla ve halkın iradesiyle ortadan kaybolmayan bütün
iktidar biçimleri kültürel iktidar biçimleridir. Hangi iktidarın ülkeyi yönettiğinden bağımsız olarak bir
ülkede en zengin insanlar listesi değişmiyorsa o ülkede bir finansal iktidar vardır ve bu halkın
tercihlerinden bağımsız olarak ilerler. Makyaj kültürü bizatihi bir kültürdür. Dünyada kabaca 8 milyar
insan yaşıyor ve bunun 4 milyarı kadın. Makyaj neredeyse yüzde 100 oranında kadınlara mahsus.
Makyaj malzemesi üreten bir firmanın hedef kitlesi bu 4 milyar kadın. Tüm pazarlama hedefini bu
insanlar üzerinden kurmaya çalışır. Fakat kültür endüstrisi, kültür emperyalizmi ve kültürel iktidar eliyle
erkeklerin de makyaj yapabileceği fikrini yaygınlaştırırsanız birden bire hedef kitleniz 8 milyara çıkar.
Pamuktan ham kumaş elde etmek bir birimse, pamuktan boyalı kumaş elde etmek bir buçuk birimdir.
100 ton pamuktan tek renk kumaş elde edecekseniz maliyeti 1,15’e çekersiniz. Ama 100 ton pamuktan
100 ayrı renkte kumaş elde edeceksiniz bunun maliyeti çeşitlilikten 2 birime çıkar. Dolayısıyla insanlar
keyif aldığı şeylerin birbirine benzediği bir dünyada kültür endüstrisinin ürettiği birbirine benzeyen
ürünler kapitalizmin çok hoşuna gider.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum